« Önceki |

17/1/2006

Sıcak Hikayeler-2 YAŞAMAK, SEVMEK ve ÖĞRENMEK

YAŞAMAK, SEVMEK ve ÖĞRENMEK

Öğretmenin adı bayan Thompson'du ve 5.sınıf öğrencilerinin önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde,
sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı.
Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, bayan Thompson, Teddy'i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını; giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.
Çalıştığı okulda bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy'nin bilgilerini en sona bırakmıştı. Onun dosyasını incelediğinde şaşırdı. Çünkü; birinci sınıf öğretmeni: "Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır. Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu... Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu..." diye yazmıştı.

İkinci sınıf öğretmeni:
"Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen, fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve sanırım evdeki yaşamı çok zor.." diyordu.

Üçüncü sınıf öğretmeni:
"Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer bir şeyler yapılmazsa evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.“ diye yazmıştı.

Dördüncü sınıf öğretmenine gelince:
"Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor, hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." demişti. Şimdi bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü kurdelelerle paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy'nin armağanı
kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı. Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi.
Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış, birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.

O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek; "Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz" dedi.
Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma, matematik öğretmekten vaz geçerek onları eğitmeye başladı. Teddy'ye özel bir ilgi gösterdi. Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti. Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek, Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.

Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu.
Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy'dendi. Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti. Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci olduğunu ve bayan Thompson'un halâ hayatında gördüğü en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu. Dört yıl sonra, bir mektup daha aldı Teddy'den. O arada zamanın onun için zor olduğunu çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun olmak için çok çaba sarfetmesi gerektiğini yazıyordu. Ve bayan Thompson halâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi. Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi. Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve halâ bayan Thompson onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi.
Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu.
Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.

İlkbaharda bir mektup daha aldı bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü, bayan Thompson'un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi.
Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı, Teddy'nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi.
Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına "Bana inandığınız için çok teşekkürler bayan Thompson, kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni böyle değiştirdiğiniz için de..." diye fısıldadı.
Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi: "Yanılıyorsun Teddy... Ben değil, sen bana öğrettin.
Seninle karşılaşıncaya kadar ben öğretmenliği bilmiyormuşum..!!

5/1/2006

hush hush ın katkılarıyla

Bir mikroorganizma olaydım okyanusun dibinde....

Benden milyonlarca daha olaydı.....

Sen de su buharı gökyüzünde....

O zaman kavuşmamız daha kolaydı....

                   

                                   HUSH HUSH

 

 

 biraz da benden atışma olsun...

 

Ders ders olmaktan çıktı bölümde

Ben doğmuşum sivas ellerinde

İbo niye  tokat attın be bıktım

Yoksa fizikten yine mi çaktım

Ben den   selam olsun hush hush a

Bir dörtlük yetzmezdi kusura bakma

 

31/12/2005

Kariyerinizi olumsuz etkileyebilecek 10 hata

Kariyerinizi olumsuz etkileyebilecek 10 hata

Yetenekli, hırslı ve teknik deneyime sahip olabilirsiniz; ancak başarılı bir profesyonel olmak için sadece işi bilmek, deneyim sahibi, hırslı ve yetenekli olmak yetmiyor.

Etkileyiciliğinizdeki ufak pürüzler iş yaşantınızda size pahalıya mal olabilir. “Anadolu Hayat” internet sitesinde, çalışanları bu konuda uyararak, kariyerinizi olumsuz etkileyebilecek 10 hata hakkında bilgi ve öneriler veriyor.

HEYECAN BELİRTİLERİ
Saçınızla ya da üzerinizdeki takılarla oynamak, ayaklarınızı otururken sallamak, ayaktayken yere vurmak gibi hareketler size heyecanını kontrol edemeyen bir kişi görünümü verir.
----
Öneri: Otururken ayaklarınızın tabanını yere bitişik koyun ve ellerinizi kucağınızda ve rahat bir konumda tutun. Saçınız gözlerinize düşerse, zarif bir hareketle kulağınızın arkasına atın ve saçınızla kesinlikle oynamayın.

KABA HAREKETLER
Sık sık argo kullanmak, uygunsuz fıkralar anlatmak, iş arkadaşlarınıza komik olduğunuzu düşündürebilir; ama size itici bir izlenim de verebilir. Patronunuz ise firmayı temsil edecek ciddiyete ve olgunluğa sahip olmadığınızı düşünecektir.
---
Öneri: Küfürlere ve fıkralara son verin, sağlık problemlerinizden de sadece doktorun ofisinde söz edin. Sevgiliniz ise iş ortamı için uygun bir konu değildir.

GECİKMELER
İşe ve toplantılara sürekli geç kalmak saygısızlık olarak görülür ve patronunuzun, iş arkadaşlarınızın öfkelerini üzerinize çeker. Bu davranışınız “Kendimden başka hiç kimseyi ve hiç bir şeyi umusamıyorum” havasını yaratır.
---
Öneri: Bir yere zamanında ulaşmanız için gerekli olan zamanı hesaplarken gerçekçi olun. Kendinize 20 dakikalık bir avans verin. Beklerken sıkılıyorsanız, yanınızda yapacak işler bulundurun. Bazı durumlarda, beklemek bekletmekten daha iyidir.

GEREKSİZ YERE SAVUNMAYA GEÇMEK
Eleştiriler karşısında mazeretler uydurmak ya da ters cevaplar vermek; sinirli ve ters bir insan olduğunuz izlenimini yaratır. Bu tür bir davranış, patronunuzla aranızda bir uçurum yaratabilir; çünkü kavgacı bir tavır sergilediğinizde, patronunuz sizinle konuşmaktan rahatsızlık duyabilir. Ayrıca haklı eleştirilere ters tepkiler veren bir kişinin, kendisiyle barışık bir insan olmadığı düşünülür.
---
Öneri: Yaptıklarınızın sorumluluğunu yüklenmeyi bilin. Sözlerinizle kimseye saldırmayın. Surat asmak yerine gülümseyin. Gülümseme her kapıyı açar.

İŞLERİ AĞIRDAN ALMAK
İşlerinizi bitirebilecek olmanıza rağmen ağırdan almanız, yeteneksiz biri olduğunuz izlenimini yaratır. Bunun nedeni mükemmeliyetçi olmanız olabilir; ancak ‘işleri neden sürekli ertelediğiniz’ sorusu, diğerlerinin kafasında, tembel olduğunuz ya da bitirebilecek güce sahip olmadığınız cevabını getirebilecektir. Psikologlara göre; işi ağırdan alanlar, risk almaktan korkuyor ve büyük ihtimalle bu yüzden hatalar yapıyorlar; bu kişilerdeki başarısızlık korkusu, işe bir an önce başlamalarını engelliyor, bu nedenle de hiçbir iş vaktinde sonuçlanmıyor ve işler birikiyor.
---
Öneri: Büyük görevleri ufak ve hata payı daha düşük parçalara bölün ve her gün bir parçayı belirli bir zamanda bitirin. Mükemmele ulaşmanın kolay olmadığını hatırlayarak biraz rahat edin. Unutmayın, bir işi hızlı yapmak kadar doğru yapmak da önemli.

UNUTKANLIK
İsimleri, telefon numaralarını ve iş teslim tarihlerini unutmanız; bunları fazla önemsemediğinizi ya da aşırı derecede unutkan bir kişi olduğunuzu düşündürecektir. Unutkanlığınız, patronunuz üzerinde düzensiz, ilgisiz ve yeteneksiz bir kişi olduğunuz izlenimini bırakır. Bu durum da yükselmenize engel olacaktır.
---
Öneri: Tanışma anlarında, insanlar kendilerini tanıtırken onları dikkatle dinleyin ve yüzlerini inceleyip isimlerini tekrar edin. Eğer uygunsa kartvizitlerini isteyin. Randevuları ve tarihleri aklınızda tutmak için günlük bir “yapılacaklar listesi” çıkartın ve yanınızda taşıyın. Diğer işlere geçmeden önce, bitirdiğiniz her işin üstünü çizin.

YEMEK YERKEN TELEFONDA KONUŞMAK
İşinizin yoğunluğundan dolayı yemek yiyemediyseniz ve çalışırken bir şeyler atıştırmak zorunda kaldıysanız bile asla telefon konuşmalarınız sırasında atıştırmayın ya da ağzınızda bir şey varken telefonu almayın. Bu durum size çok laubali bir görünüm verecektir.
---
Öneri: Masanızda yemek yemek zorunda kalırsanız, asistanınıza 20 dakika için telefon alamayacağınızı söyleyebilir ya da gelen telefonları telesekretere kaydebilirsiniz. Yemek yedikten sonra diş temizliğini de sakın unutmayın.

ÖNCELİKLERİ BELİRLEYEMEME
Bitirilmesi gereken bir işe asılmak yerine dikkatinizi başka şeylere vererek işleri yarım bırakmanız, öncelikleri göremediğiniz anlamına gelir. Yaptığınız işlerin hem sayısı hem kalitesi düşecektir. İş hayatında yükselmeyi önemsiyorsanız; yerine getirmeniz gereken görevler için zamanında, yeterli çaba ve emeği göstermeye dikkat edin.
---
Öneri: Günün 2 - 3 saatini en öncelikli işlere, örneğin başka bir işe başlamadan önce bitirmeniz gereken projelere ayırın. Dikkatinizin dağılmasına izin vermeyin ve konsantre olun. Konsantrasyon, yapacağınız işlerde hata yapma riskinizi en aza düşürür.

YAZIM HATALARI
İş hayatında yazım hataları, önemsiz gibi görünse de aksine önemlidir. Notlarda, iş mektuplarında ve özgeçmişlerde yaptığınız yazım hataları; özensiz ve dikkatsiz bir kişi olarak görünmenize neden olur, detaylara verdiğiniz önem konusunda da kuşku uyandırır.
---
Öneri: Dökümanları yazdırmadan önce yazım hatalarını mutlaka kontrol edin, yazdıklarınızın üzerinden dikkatle geçin ve bir arkadaşınıza da kontrol ettirin.

OLGUN OLMAYAN TAVIRLAR
Sempati kazanmak için takındığınız ‘genç’ tavırlar arada sırada hoşa gidebilir; ancak antipati kazanmanıza da neden olabilir. Yaşınızdan genç davranmak güvenilirliğinizi yok edebilir.
---
Öneri: Psikologların uyarısına göre; eğer bir yetişkin gibi davranmazsanız, size bir yetişkinmişsiniz gibi davranılmaz.

31/12/2005

Kadınların sordukları en zor 5 soru ve cevapları...

Kadınların sordukları en zor 5 soru ve cevapları...

Ne düşünüyorsun, Beni seviyor musun, Şişman mıyım, O (kadın) benden daha mı güzel, Ben ölseydim ne yapardın?

Sorular:

1. Ne düşünüyorsun?
2. Beni seviyor musun?
3. Şişman mıyım?
4. O (kadın) benden daha mı güzel?
5. Ben ölseydim ne yapardın?

Bu soruların kötü ve zor olmasının nedeni onlara doğru cevaplar
verilmezse
her birinin büyük bir tartışma, kavga ve/veya boşanmaya yol açma riski
taşımasıdır. "Doğru" kelimesi burada pragmatik anlamda doğru demektir;
ahlaki açıdan doğruluk göz önüne alınmamış, bu okuyucunun ahlak
anlayışına
bırakılmıştır.


1.

Ne düşünüyorsun?

Bu sorunun doğru cevabı, tabii ki şöyle bir şeydir:

Senin ne kadar sıcak, harika, ilgili, düşünceli, zeki, ve güzel bir eş
olduğunu ve seninle karşılaştığım için ne kadar şanslı olduğumu
düşünüyordum.

Bu cevap kitabi olduğundan, böyle söylerseniz tabii ki fazla işe
yaramaz.
Onu konuşma diline aktarmanız gerekir:

Yaa, düşünüyorum da, ... sen çok sıcak ve sevimli birisin. ... Benimle
ilgileniyorsun... Düşüncelisin... Çok zeki ve güzel bir eşsin... (Biraz
boşluk) ... Aslında, seninle karşılaştığım için ben de çok şanslı bir
hergeleyim!

Bu cevap o sırada aklınızdan geçenlerle uzaktan yakından ilgili
olmayabilir.
Yanlış cevaplar:
a. at yarışı.
b. futbol.
c. dükkandaki işleri.
d. benden daha güzel olduğunu.
e. son günlerde ne kadar şişmanladın.
f. ...

Sassy makalesine göre bu aptal soruya verilen en iyi cevap Evli ve
Çocuklu'daki Al Bundy'den gelmiş. Karısı Peg bu soruyu sorunca,

Senin bilmeni isteseydim, demiş Al, düşünmek yerine konuşuyor olurdum.

Diğer soruların da bir tek doğru cevabı fakat bir çok yanlış cevabı
var.


2.

Beni seviyor musun?

Bu sorunun doğru cevabı, "evet"tir. Daha etkili olmak isteyenler,
"evet,
hayatım" da diyebilir.

Yanlış cevaplar:
a. sanırım.
b. evet deseydim kendini daha mı iyi hissedecektin?
c. bu senin "aşk"tan ne anladığına bağlı.
d. fark eder mi?
e. kim, ben mi?
f. ...


3.

Şişman mıyım?

Bu sorunun doğru cevabı kendinden emin bir şekilde ve kesinlikle
vurgulayarak, "hayır, tabii ki değilsin," deyip odadan hemen çıkmaktır.

Yanlış cevaplar:
a. sana şişman diyemem, ama ince de diyemem.
b. neye kıyasla?
c. hafifçe kilolu olmak sana yakışıyor.
d. daha şişmanları da gördüm.
e. soruyu tekrarlayabilir misin? ... üzerinde düşünüyordum da.
f. ...


4.

O benden daha mı güzel?

Bu sorudaki "o" eski bir kız arkadaş, yoldan geçen (ve ona bakarken neredeyse kaza yapacağınız) biri veya seyretmekte olduğunuz filmdeki bir aktris olabilir.

Her neyse, her halükarda doğru cevap, "hayır, sen çok daha güzelsin,"
şeklindedir.

Yanlış cevaplar:
a. bir başka açıdan öyle.
b. güzelliğin nasıl kıyaslandığını bilmiyorum.
c. evet, ama senin kişiliğin çok daha iyi.
d. o sadece daha genç ve ince.
e. soruyu tekrarlayabilir misin? ... üzerinde düşünüyordum da.
f. ...


5.

Ben ölseydim ne yapardın?

Doğru cevap:

Allah göstermesin! Senin zamansız ayrılığına dayanamam. Hayat benim için anlamını yitirir ve kendimi Boğaz Köprüsünden atmamak için bir neden bulamam.

(Dikkat: Ses tonu ve yüz ifadeleri olağanüstü önemlidir.)

Bu soru, aşağıdaki aptal fıkrada da görüleceği gibi, bütün soruların en aptalı ünvanını kazanmaya layık bir sorudur.

K: "Hayatım, ben ölseydim ne yapardın?"
E: "Eee, çok kötü olurdum, ama niye sordun?"

K: "Yeniden evlenir miydin?"
E: "Yo, elbette evlenmezdim."

K: "Niye? Evli olmaktan hoşlanmıyor musun?"
E: "Elbette hoşlanıyorum."

K: "Öyleyse neden evlenmezdin?"
E: "Pekala, evlenirdim."

K: "Demek evlenirdin?"
E: "Evet."

K: "Onunla yatağımızda mı yatardın?"
E: "Yani, evet. Herhalde öyle yapardım."

K: "Anlıyorum. Benim elbiselerimi giymesine de izin verir miydin?"
E: "İsterse, tabii ki"

K: "Öyle mi? O halde benim resimlerimi kaldırıp onun resimlerini de
asardın,
değil mi?"
E: "Evet. Doğru davranış bu olurdu."

K: "Yaaa!? Eh, o zaman benim golf sopalarımı kullanmasına da izin
verirdin?"
E: "Bu tabii ki mümkün değil, hayatım, çünkü o solak."

31/12/2005

MATEMATİKSEL SEVGİ...(OLUR MU?)

Matematiksel Sevgi

Duygularınızı matematiksel olarak ifade etseydiniz...

Türev tanem, bir tanem, bir sigma işareti kadar kıvrak bir Pi sayısı kadar sonsuzsun sevgilim. Sana olan sevgim limitlerin sonsuzluğuna ulaşıyor. Bir bakışın kalbimde matris kadar derin etkiler yapıyor.

Kalem gibi kaşların, trigonometri gibi karışık saçların, tebeşir kokusu gibi burnumda tütüyor. Çarpanlara ayrılmayan denklemler gibi nazlanma. Senden mektup almak inan integral almaktan daha zor. Bilinmeyenlerimiz farklı olsa bile polinomlar gibiyiz. Eğer böyle devam ederse seni keşfedilmemiş dizi kuralları ile izleyeceğim.

Seninle bir daire olalım. Merkezde ben, etrafımda eşit uzaklıklarda sen. Nereye bakarsam seni göreyim. Üzüntülerimiz teğet, sevinçlerimiz kiriş olsun. Birbirimize o kadar yakın olalım ki, yarıçaplarımızın limiti sıfıra yaklaşsın. Şu anda y=ax^2+bx+c parabolünün iki ayrı kolu isek de bir gün tepe noktasında buluşacağız. Sana bir sinx eğrisi gibi sürekli “k” sabiti kadar bağlıyım. Hiçbir parantez bizi ayıramaz.

:-)